Kilise Harun Yahya Elele

Sayelerinde Türkiye de Hurafeler Bilimin Önünde .. 

Bilim alanında bu gelişmeler yaşanırken ülkemizde de bilime karşı hurafe temsilcileri bıkmadan gerici faaliyetlerini sürdürmeye devam etmektedirler.

Evrenin/Dünyanın/İnsanın oluşumu üzerine yazılan çizilen hurafeler, ilk günkü tazeliği ile sıkı ve radikal bir tarzda savunulmaya devam ediliyor. Öyle ki; bir sinek fosilinden yola çıkan yaratılışçılar, “büyük buluşlar ve zengin bilimsel bakış açılarıyla”, evrim teorisine karşı anti tezler üretmenin komedyasında, başrolü kimseye kaptırmayacaklar gibi. Şaşılası değil. Zira, 21. yüzyılda bir Başbakanın, sorunları ulemaya havale edebildiği bir ülkede yaşıyoruz. Ve bu anlayışla sinek fosilinden yola çıkan “bilimsel” buluşların, tabi ki yaratılış için, ilk veri olarak kullanılabilmesi bizi şaşırtmıyor. Örneğin uzun yıllardır Evrim Teorisine karşıtlığı ile tanınan ve bu anlamda tüm yaratılışçı kesimlerin büyük olanaklarla desteklediği/projelerine kapı açtığı, (Medya, Belediyeler, Üniversiteler vb gibi) Harun Yahya grubu, ellerindeki çeşitli fosil bulgularla Darwinizm’e karşı savaşımını sürdürüyor. Bu anlayışla Beyoğlu Tünel vb. gibi yerlerde sergiledikleri, yaklaşık 150 milyon yıllık Levrek balığı ve Sinek’ten oluşan fosil bulguları, büyük nimetlermişçesine “halkı bilgilendirmek” adına kullanırlarken, en az bir komedi filminde alınan tat kadar bir zevk verebiliyorlar izleyicilerine. Gerekçeleri ve dayanakları, dünyanın oluşumundan bugüne kadar, insanoğlunun ve bütün canlıların, evrim geçirmeden günümüze kadar geldiklerine dair kanıtları sergilemek. İddiaları ise, “bakınız 150 milyon yıl önce yaşayan bir sinek; Bu sinek, 150 milyon yıl önce de sinekti, bugünde sinek.” mantığı ile büyük sorulara büyük açılımlar getirmiş olmak!

Harun Yahya ve grubunun öne sürdükleri evrim karşıtı bu çalışmalar, aslında bilimsellikten ne kadar uzakta olduklarının kanıtlarını açıkça ortaya koymaktadır. Yaratılışçıların öne sürdükleri bu bulgular hurafelere inanan kesimlerin aksine, yine bilimden yana olan ve evrimin gerçekliğini kanıtlamaya çalışan beyinlerin bulgularıdır. Bu bağlamda evrime karşıt olarak gördükleri bulgular, bırakalım evrim teorisine karşıt olmayı, aksine evrimi destekleyen nitelikteki bulgulardır. Öyle ki hiçbir bilim insanı bu bulguları inkar etmez. Aksine, Yaratılışçılar tarafından, sudan karaya geçişe karşı olarak bir belge niteliğinde sunulan levrek balığı fosili, yine evrimciler ve bilim insanları tarafından bulunmuş ve dünyanın oluşumunu binlerce yılla ifade eden yaratılışçılara 150 milyon yıl öncesinden yaşayan bir canlı örneği olarak sunulması itibariyle iyi bir kanıt olarak kullanılmıştır. Oysa, İnsanlığın oluşumunu yaklaşık İ.Ö 5000 yıllık bir geçmişe dayandıran yaratılışçılar, ellerindeki 150 milyon yıllık fosile sahip çıkarlarken, içinde bulundukları çelişkinin farkına dahi varamayacak denli bir hırs, karmaşıklık içinde bulunmaktadırlar. Ayrıca bu fosilin yaratılışa bilimsel bir bakış getirdiğini savunurlarken, Homo Sapiens gibi, ya da 1.53 milyon yıl öncesi yaşamış, ilk becerikli insan örneği olan Homo Habilis fosil bulgusuna sahip çıkmamakta ve bu tür bulgulara burun kıvırarak bakmayı yeğlemektedirler.

Gelelim Levrek balığı ve sinekten oluşan fosil bulgularının evrim teorisine karşıt bir örnek olarak sunulmasının yanlışlığına. Birincisi, hiçbir kanıta inanmayan ve bilimsel bütün gelişmeleri inkar eden ve görmezlikten gelen bir anlayışın (yaratılışçılar) bu tür belgelere, bulgulara sarılmaları hayli şaşırtıcıdır. Zira hep inkar ettikleri belgelere, (tanrının işine karışmayın mantığıyla) bu sefer kendileri sarılır durumda kalmışlardır. Oysa bu anlamda Tanrının işine karışmak onlar açısından büyük bir günahtır.

İkinci şaşırtıcı iddiaları ise bu bulguyu evrime karşı, mantıksız ve bilinçsiz bir şekilde savunmak zorunda kalmalarıdır. Evrim teorisini savunan bilim insanları, 150 milyon yılın aksine, sudan karaya geçiş dönemini, en az 350 milyon yıllık bir süre olarak yorumlamaktadırlar. Nitekim bu yorumlar evrim teorisini savunan bilim insanlarının, bugünkü bilimsel bulgularla birlikte yanılmadıklarını da kanıtlamıştır.

Üçüncüsü, Evrimciler hiçbir zaman yaratılışçıların iddia ettikleri gibi 150 milyon yıl öncesinde yaşayan Levrek balığının evrim geçirerek karaya ulaştığını ve Levrek balığının ( ya da sineğin ) neslinin tükendiğine dair bir iddia da bulunmamışlardır. Aksine bu gelişimin Doğal Seçilime bağlı olarak, çeşitli mutasyonlarla oluştuğunu ve bu anlamda yer ve mekan farkının/özelliklerinin es geçilmemesi gerekliliğine dikkati çekmişlerdir. Zira yaratılışçıların bu iddiası bilimsellikten uzak bir iddia olmakla birlikte, bugün denizlerde hiçbir balığın yaşamamasını gerektiren saçma bir düşünceyi/önermeyi de beraberinde getirirdi. Ayrıca, Kapitalist sermayenin kar hırsı ile birlikte gün geçtikçe daha da kirlenen denizlerimizdeki, akarsularımızdaki canlıların, bir bir yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaları da önemsenmesi ve es geçilememesi gereken bir durumdur. Bu durumda çeşitli çevresel etkileşimler sayesinde bir canlı türünün nasıl ortadan kalkabildiği rahatça bir örnek olarak sunulabilir.

Darwin’in Doğal Seçilim yoluyla açıklamaya çalıştığı bu süreç, aynı zamanda Levrek Balığının bunca süre zarfında nasıl hayatta kalabileceğine dair önermeleri de mantıklı bir şekilde açıklamaktadır. Harun Yahya veya yaratılışçıların genel olarak savundukları, “bakın bu balık 150 Milyon yıldır evrim geçirmemiş” gibi bir mantıkla ( aslında mantıksızlık ) evrim teorisini savunanlara karşı bayrak açmaları, yine Darwin tarafından kuramsal bir hale getirilen Doğal Seçilim ile birlikte şöyle cevaplanmaktadır. Darwin’e göre bu süreç, canlı gruplarının nüfus oranlarının, o canlı grubunun kalıtsal özelliklerinin, canlının hayatta kalması veya üremesine elverişli olup olmamasına bağlı olarak, değişmesi olarak tanımlanmaktadır. Yani bu işleyiş, kalıtsal özellikleri (genleri) dolayısıyla ortama uyum konusunda daha başarılı olan bireylerin (canlıların), hayatta kalabilme, ergenlik yaşına ulaşabilme ve üreme olanakları yönünden daha avantajlı olmaları ile birlikte, kalıtsal özelliklerini bir sonraki kuşağa aktarabilmeleriyle işleyen mekanizma olarak düşünülebilir. Ortama uyum sağlamada başarılı olamayan bireyler ise hayatta kalmayı ya da üreme yaşına ulaşmayı başaramayacak, dolayısıyla kalıtsal özelliklerini sonraki kuşaklara aktaramayacaklardır.

Burada dikkat edilecek husus, bireylerin hayatta kalmalarının yalnız başına evrimsel olarak bir şey ifade etmemesidir. Eğer taşıdıkları genler, gelecek döllere başarılı bir şekilde aktarılmıyorsa, diğer tüm özellikleri bakımından başarılı olsalar da, evrimsel olarak bu niteliklere sahip bireyler başarısız sayılırlar. Örneğin, kusursuz fiziksel bir yapıya sahip herhangi bir erkek, kısırsa ya da çiftleşme için yeterli değilse, ölümüyle birlikte taşıdığı genler de ortadan kalkar ve evrimsel gelişmeye hiç bir katkısı olmaz. Ya da güçlü ve sağlıklı bir dişi, yavrularına bakma içgüdüsünden yoksun ise ya da yumurta meydana getirme gücü az ise, popülasyon da (canlı varlıkların sayısal yoğunluğu, dağılımı/nüfusu) önemli bir gen frekansı değişikliğine neden olamayacağı için, evrimsel olarak başarılı nitelendirilemez. Demek ki; doğal seçilimde başarılı olabilmek için, çevre koşullarına diğerlerinden daha iyi uyum sağlamanın yanı sıra, daha fazla sayıda yumurta ya da yavru meydana getirmek de gerekir. (1) Tabi ki bu da gelişimde aynı zamanda çevre uyumunun önemini beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda Levrek balığı bulunduğu ortamda,beslenebildiği ve ürüyebildiği içindir ki, hayatta kalabilmiştir. Ya bulunduğu ortam, kimyasal atıkların yoğunlaşması ile yaşamını kısıtlayabileceği bir duruma dönüşseydi, bu drumda Levrek balığının bugüne kadar sağlıklı bir şekilde gelebileceği düşünülebilir miydi.

Çevre ve genler arasındaki diyalektik bağı gösteren en iyi örnek ise Kanser örneğidir. Basit anlamda Kanser, bir organ ya da dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalması ile beliren kötü urların yol açtığı öldürücü bir hastalık olarak tanımlanır. “Kanser Esas olarak genetik yapıdaki bozulma, farklı yaşam biçimleri ve doğal çevre ( yani çevresel faktörler) üçlüsünün sonucu olarak ortaya çıkar. Yapılan çalışmalar Kanser’in ortaya çıkması ve belirti vermesinde, çevresel faktörlerin % 70 hatta 90 lara varan oranlarda rol oynadıklarını gösteriyor. Tek neden olduğu söylenen genetik faktörün rolü, yani genlerin kanser oluşumundaki rolü ise ancak % 10 ile 30 arasındadır.”(2)

Ayrıca çeşitli araştırmalara katılan bilim insanları, kanser türlerinin yeryüzünün değişik bölgelerinde farklı biçimde farklı vakalar halinde ortaya çıktıklarını araştırma sonuçlarına eklemişlerdir. Bu bilgiler ve veriler ışığında değerlendirilecek olursak, kanser olgusunun da genel anlamda çevresel faktörlerle geliştiğini ve bu minvalde insanlık için çok önemli bir tehdit unsuru taşıdığını açıkça söyleyebiliriz. Nitekim Kapitalist’lerin siyanürle altın arama çabaları, ya da çeşitli bölgelerde rastlanılan kanser vakalarının o bölgelerdeki insanlar için yaşam kısıtlayıcı bir nitelik taşıması, kanserle gelen ölüm oranlarını arttırması şaşırtıcı değildir. Aksine kapitalistlerin bu anlayışla, bütün yaratılışçı teorilere destek vermeleri ve bu anlayış ile kar hırsları için evrim’e bilim’ e karşıt bütün olumsuzlukları destekleyecek olması, nitelikleri gereği çok doğaldır. Bütün bunlar Depremlerde yaşanan kayıpların, ya da tren kazalarında yitirdiğimiz canların arkasından “takdir-i ilahi” diyerek açıklamalar yapan hakim burjuva iktidarlarının ya da, bir ülkeyi işgal etmek için tanrı’dan emir aldığını ve onun temsilcisi olduğunu söylemek gibi ortaçağa yakışan düşünce tarzları geliştiren emperyalist odakların söylemleridir. Nitekim Bush, Tanrıdan aldığı buyrukla Irak’ı talan etmekte bir sakınca görmemekte, tanrı için çocuk katletmeyi kendisinde bir görev sorumluluğu olarak hissedebilmektedir.

Adeta insanların zekası ile alay edercesine süren bu faaliyetler kapitalizmin 21. yüzyıldaki Bilgi, teknoloji ve tüketim çağının bir yansımasıdır. Bu gün öyle bir hale gelinmiş ki ortaçağ kalıntısı düşünceler yoğun bir şekilde savunulur hale gelmiş, hurafe, büyü, sihir, peri vb. gibi anlamsızlıklar toplumun genel kesimini etkiler bir hale gelmiştir. 16 Mayıs 2006 tarihinde Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir haber bu duruma işaret ederken ( kaldı ki onlarda bu haberi popülerliğinden dolayı yayınlamıştır) bir yandan da Türkiye’nin bilimsel eğitim vermesi gereken kurumlarının da ne hale geldiğini sergilemek açısından oldukça öğretici bir habere yer vermiştir. Haberde Ankara 8. Aile Mahkemesinin bir üniversitede akademisyen olarak görev yapan birinin, eşini kendisine bağlamak için Avcılar Derneği’ n den yarasa kanı aradığı gerekçesi ile boşanmasına karar verildiğine dikkati çekiyordu.

Ülkemizde kendisini “bilime” adamış ve ellerindeki Levrek balığı fosili ile kapı kapı dolaşıp, evrime karşı anti tezler üretme sevdalıları varken, sanırız bu tür haberler daha da yoğunlaşacak, asgari ücretin artması için dilek ağaçlarına çaput bağlayanları görürken hiç şaşırmadan gülüp geçeceğiz.

15 Responses to “Kilise Harun Yahya Elele”

  1. gözde Says:

    yazınızı ilgiyle okumaya başladım ta ki şu komik savunmanıza kadar:

    “çeşitli çevresel etkileşimler sayesinde bir canlı türünün nasıl ortadan kalkabildiği rahatça bir örnek olarak sunulabilir.”

    bu cümle komik br savunma, tıpkı doğal seçilim yolu ile güçlü olanın hayatta kalıp güçsüzün yok olmasını anlatan anlayış gibi, bana söyler misiniz bunun neresi yeni bir türün olıuşmasına delildir…güçsüz olan yok olması aksine teoriyi çürütmektedir. sizin o sıkı sıkıya sarıldığınız teoriniz demiyor muydu, kuşlar gagalar yaptılar kendilerine… niye o tür yok oluyor da hayatta kalmak için kendini geliştirmiyor…

    ağaçlar insanların hoşuna gidecek meyveler yapmış var mı bu kadar komik bir olay ya, ağaçlar hangi lab.da incelemiş de insanı, hoşuna gidecek meyve yapmış…bu mudur bilimsel olan? yeter artık gerçekten yeter neyi savunduğunuzu bir daha düşünün lütfen, alçaltmayın kendinizi… evet cevap bekliyorum ve sadece şu soruya? başka hiçbir açıklama laf kalabalığı istemiyorum… kendinden bie habersiz olan akılsız ağaçlar mı bilmiştir bizim hangi tattan hoşlandığımızı ve neye ihtiyacımız olduğunu da güneşte pişirilmiş meyveyi dalı ile sunmuş bize, yoksa bizim kör akılsız atomlarımız mı meyveyi görmüş de dilde tat tomurcukları yapmış beyne de onu algılayacak beyin bölgesi yerleştirmiş, onu sindirecek enzimler geliştrmiş. ya da ne ise lütfen bana açıklayın, meyveler neden var, ağaçlar herhalde kendi yemek için yapmadı bu meyveleri…

  2. bilal fatih Says:

    ya bu kadar saçmalık olabilir mi?Neyi savunuyorsunuz.Bu kör tabiat,şuursuztoprak bir insanı nasıl var edecek.İhtiyacı olan her organı vücudunda bulunan ve görevine en uygun yerde olan ve herşeyi bir akıl çerçevesinde bir işbirliği ile yürüyen bir sistemi nasıl toprak yapabilir.Örneğin burunda kalan zararlı maddenin mide tarafından yok edilmesi için mideye gönderen o burun orada hidroklorik asit olduğunu bu yüzden yokedileceğini nerden biliyor.Ve vücutta herşeyin bir görevi var,görevi olmayan birşey yok.
    Ve bu dünyada herşeyin insan için çalıştığını kim yalanlayabilir.

  3. Bilim Says:

    YOBAZLAR BİLİMİN ADINI DUYDUKLARINDA KARANLIKTA KORKUDAN ISLIK ÇALAN ÇOCUKLAR GİBİ DEMOGOJİK YAZILAR YAZMAYA BAŞLIYORLAR.

  4. genom Says:

    YOBAZLAR BİLİMİN ADINI DUYDUKLARINDA KARANLIKTA KORKUDAN ISLIK ÇALAN ÇOCUKLAR GİBİ DEMOGOJİK YAZILAR YAZMAYA BAŞLIYORLAR.

    senin a.a.k lan ibne bumu bilimsel açıklaman. öyleyse buyur:

    ( Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. )

  5. sevcan Says:

    çok sert konuşmuşsun arkadaşım çok ayıp etmişsin ama hak ettiklerinide düşünmüyorum değil.

  6. arkineco Says:

    Öncelikle doğal seçilim güçlünün ayakta kalmasına indirgenemez. Bu sözcükler en genel özet olmasına rağmen hiç birşey bilmeyenler yanlış anlayabilir. Her tür içerisinde, kimi bireyler diğerlerinden daha çok sayıda, yaşamını sürdürebilen döl vermişlerdir. Buna bağlı olarak da, üreme bakımından başarılı olan bireylerin kalıtsal özellikleri(genler), bir sonraki nesilde sayıca artmıştır. İşte BU doğal seçilimdir.
    Teşekkürler.

  7. erkam ayhan Says:

    Chicago’daki The Field Doğa Tarihi Müzesi’nin (The Field Museum of Natural History) eski müdürü, evrimci Dr. David M. Raup bu konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir:
    Şu anda Darwin zamanından 120 yıl ilerideyiz ve fosil kayıtları hakkındaki bilgimiz oldukça gelişti. Şu anda 250 bin türün fosil örneklerine sahibiz ama durum pek de değişmemiştir. Evrim kayıtları hala şaşırtıcı derecede düzensizdir ve ironik bir şekilde, şu anda Darwin’in zamanından daha az evrimsel ara form örneğine sahibiz. Bununla demek istediğim, fosil kayıtlarındaki Darwinist değişikliklerin klasik örnekleri, örneğin Kuzey Amerika’da atın evrimi, daha detaylı bilgiler sonucunda geçersizleşmiş veya değişime uğramak zorunda kalmıştır. Bundan daha az verilerin olduğu bir zamanda görünen şey basit tatlı ilerlemelerdi. Bunlar şimdi çok daha kompleks ve daha az aşamalı gibi görünmektedir. Bu durumda Darwin’in problemi son 120 yıldır azalmamıştır.11

    Kambriyen kayalarının altındaki kayalara Prekambriyen kayaları ismi verilir. Bunların bazıları binlerce metre kalınlıktadır ve çoğu yerinden oynamamıştır, dolayısıyla fosillerin korunumu için çok uygun koşullar sağlamaktadırlar. Eğer mikroskobik, tek hücreli, yumuşak bedenli bakteri ve algleri bulmak mümkünse, bu organizmalarla kompleks omurgasızlar arasındaki geçiş formlarının fosillerini bulmak da kesinlikle mümkün olmalıdır. Böylesine kompleks organizmaların çeşitliliğinin evrimleşmesi için gerekli çok uzun zaman diliminde milyar kere milyarlarca sayıda ara formlar yaşamış ve ölmüş olmalıdırlar. Dünyanın müzeleri, geçiş formlarının devasa koleksiyonlarıyla dolup taşıyor olmalıdır. Gerçekte, böyle tek bir fosil dahi bulunmuş değildir! Başlangıçtan beri denizanaları denizanası, trilobitler trilobit, süngerler sünger ve salyangozlar da salyangoz kalmışlardır. Dahası, örneğin, deniztarağı ve salyangoz; sünger ve denizanası; veya trilobit ve yengeçleri birbirine bağlayan tek bir fosil bulunmuş değildir.23 (Kaliforniya Üniversitesi Biyokimya profesörü Duane Gish)

  8. muro Says:

    küfredenler nedense bilimi savunuyor gözüken ilkel formlar.Oysa modern bilim evrimi paçavra yaptı.Sırf inat uğruna saçmalayanlar Allahı inkar etmekle küfürlü ağızlarını pisletyiyorlar.Beyinsiz derken beyin organları var ama düşünmek yerine küfretmeye yarıyor.B..k ağuızadan değil başka terden çıkar ama bunların ağzından çıkıyor.

  9. muro Says:

    Küfredenler nedense bilimi savunuyor gözüken ilkel formlar.Oysa modern bilim evrimi paçavra yaptı.Sırf inat uğruna saçmalayanlar Allahı inkar etmekle küfürlü ağızlarını pisletiyorlar.Beyinsiz derken beyin organları var ama düşünmek yerine küfretmeye yarıyor.B..k ağızadan değil başka yerden çıkar ama bunların ağzından çıkıyor.

  10. n.ateist Says:

    elbetteki kilise gibi bağnaz bir kuruluşla ittifak halinde olacaktır adnan oktar. çünkü kilise’de adnan oktarın örgütü BAV da teist kuruluşlardır. bir yaratıcıyı gereksiz hale getiren evrim teorisine karşı birleşeceklerdir.

  11. n.ateist Says:

    güzel..

  12. Kanber Says:

    Fosil konusunda tıkanmaya gerek yok, kaç tane türe özgü fosil varsa onun 5 – 6 katı ara fosil olması gerekir. Yani bir tane sincap varsa 5 -6 farklı sincap’a benzer asimetrik canlıların fosilleri olması gerekecektir ama yok. 10 – 15 tane insanların anlamadıkları fosiller öne sürmesi zaten yenildiklerinin bir alametidir. Yani 350 milyon türe ait fosil varsa 2 trilyon arafosil canlısı fosili olması gerekecek. 2 trilyon nerede 10 – 15 fosil nerede. Onlarda daha sonradan ya bir tür, ya soyu tükenmiş bir canlı türü olduğu anlaşılıyor. Çünkü o 10 -15 fosillerin hepsi simetrik ve düzgün yapıdalar. Yani asimetriden simetriye geçen bir durumlarıda yok. Yurt dışında özel koleksiyoncular vardır. En azından onların internet sitelerinden elerindeki fosillere bakabilirsiniz. Göreceğiniz bütün canlıları tanıyacak arafosil bir canlıyı rastlamayacaksınız. Bir tane linki ben göndereyim. Gerilerini siz araştırabilirsiniz.
    http://www.london-fossils-crystals.co.uk/

  13. HAYRETTİN ÇETİN Says:

    yazınız evrim saçmalığını savunmak için çelişkilerle dolu, Yani bu işleyiş, kalıtsal özellikleri (genleri) dolayısıyla ortama uyum konusunda daha başarılı olan bireylerin (canlıların), hayatta kalabilme, ergenlik yaşına ulaşabilme ve üreme olanakları yönünden daha avantajlı olmaları ile birlikte, kalıtsal özelliklerini bir sonraki kuşağa aktarabilmeleriyle işleyen mekanizma olarak düşünülebilir……….şimdiki canlılar nedir fotokopi mi:):)ERKAM AYHANIN YORUMUNU DA DİKKATLE OKUYUNN. DERİM.PLANSIZ RASTGELE SAÇMA Bİ ŞEYİ BİLİMSEL YÖNTEMLERE SARDIRMAK BİLİM DEĞİL ŞARLATANLIKTIR.“çeşitli çevresel etkileşimler sayesinde bir canlı türünün nasıl ortadan kalkabildiği rahatça bir örnek olarak sunulabilir.”

    bu cümle komik br savunma, tıpkı doğal seçilim yolu ile güçlü olanın hayatta kalıp güçsüzün yok olmasını anlatan anlayış gibi, bana söyler misiniz bunun neresi yeni bir türün olıuşmasına delildir Bİ DE BUNU OKU.BİLİM ADINA HOKKABAZLIĞINIZI İSPAT EDİCEK ÇOK DELİL VAR:):)AKILLI OLUN,PLANLAYAN DÜZENLEYEN MERHAMET EDEN ADİL OLAN BİR YARATAN VAR. ARTIK KÖR GÖZLERİNİZİ AÇIN BU SADECE BİLİMLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILAN SAPLANTILI İNANIŞTIR.

  14. Cehennem Says:

    Evrim teorisi
    Oluşum olay
    Olay ceza
    Ceza evrim
    Evrim Maymun

    Gürültü Tanrı
    Gürül Nida
    Olay evrim

    Ortam Topluluk
    Topluluk Kavim
    Kavim İsrail oğulları
    Musayla Kurtarılanlar

    Günah da ısrar
    Günah yasak
    Yasak Av
    Av Balık

    Adres Cuma r ertesi

  15. Geçit Says:

    Adres Kuran

    Yön Aşağılık maymunlar olun dedik

    Adres x+ x1 dağ dağ x

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: